Taşıma ve Dolaşım Sistemleri
HAYVANLARDA VE İNSANDA TAŞIMA SİSTEMLERİ

HAYVANLARDA DOLAŞIM SİSTEMİ
Genel olarak hayvanlarda dolaşım sistemi baş­lıca şu görevleri yapar:
·Sindirim ürünleri ve inorganik besinleri bütün hücrelere taşıma.
·Oksijeni hücrelere taşıma (trake solunumu ya­panlar hariç)
·Metabolizma artıklarının hücrelerden uzaklaştı­rılması (CO2, üre, ürik asit, tuz, su, madensel tuzlar vb.)
·Vücut sistemlerinin işleyişi ile ilgili hormonların iletimi
·Bağışıklık sisteminin hücrelerini vücudun her tarafına götürme
Hayvansal bir hücrelilerde sölenterelerde dola­şım, sistem halinde değildir. Maddenin taşınması sitoplazma veya hücreler arası sıvılarla olur.İleri yapılı hayvanlarda iki çeşit taşıma (dolaşım) sistemi gelişmiştir.
1.Açık Dolaşım : Yumuşakçalarda, derisidikenlilerde ve eklembacaklılarda görülür. Bu dolaşım sisteminde kan, damarlardan çıkarak vücut boşluklarına dağılır ve besinler hücrelere taşı­nır. Tekrar damarlardaki açıklıklarla toplanan kan devrini tamamlar. Kanın akışı daha ağırdır. Böceklerde sırt damarının önü açık arkası kapalıdır.Önden vücut boşluğuna yayılan kan da­mardaki açıklıklarla toplanarak dolaşımını ta­mamlar.
2.Kapalı Dolaşım : Kan atardamar, toplardamar, kılcal damarlar ve kalbin içerisinde dolaşır.Yani, kapalı bir dolaşım sisteminin vücutla kaynaş­ması şeklinde düşünülebilir.Bu dolaşımda ka­nın akış hızı daha yüksektir.Halkalı solucanlar­da kapalı dolaşımın en basit şekli görülür. Omurgalılarda kapalı dolaşım daha ileri yapıdadı
Halkalı Solucanların Kapalı Dolaşımı : Sırt ve karın damarları ve bu damarlardan ayrılan kılcal damarlar dolaşım sistemini meydana getirirler. Kıl­cal damarlar derinin dış yüzeyine çok yakın yerle­rinde bulunur. Bu da oksijenin kılcal damarlarla alınıp CO2 verilmesini kolaylaştırır. Sırt damarında kan öne doğru akar, karın damarında ise geriye doğru akar.
Omurgalılardan Balıklarda : Kalp, bir kulak­çık ve bir karıncıktan ibarettir. Kalpte kirli kan var­dır. Kulakçık-karıncık yolunu izleyen kan solun­gaçlara gider. Temizlenen kan kalbe uğramadan vücuda dağılır ve kirlenerek kalbe döner.
Kurbağalarda : Kalp 2 kulakçık ve 1 karıncıktan ibarettir. Sol kulakçık akciğerden gelen temiz kanı, sağ kulakçık vücuttan gelen kirli kanı taşır, iki­si de aynı karıncığa açılırlar. Bu yüzden kalpte te­miz kan ile kirli kan birbirine karışır.
Sürüngenlerde : Kurbağalarınkinden farklı olarak karıncığı ortadan ikiye ayıran yarım perde vardır.Yine de kirli kan ile temiz kan kalpte birbirine karışır. Sürüngenler ve kurbağalarda vücuda dağılan kan “kirli+temiz” karışımı olduğundan hücrelere yeterli oranda O2 taşınmaz. Bu hayvanların sıcak havalarda faaliyetleri artar. Bunlara soğuk kanlı hayvanlar denir.
Kuş ve memelilerde : Kalp iki kulakçık ve iki karıncıktan oluşur. Kalbin sağ kulakçık sağ karıncı­ğında vücutta kirlenerek gelen kan, sol kulakçık sol karıncığında ise akciğerde temizlenerek gelen kan bulunmaktadır. Hücrelere bol oksijen gönderil­diği için vücut daha çok enerji üretir ve vücut sıcak­lığı sabit tutulur.
İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ :
Kalp, atardamarlar,kılcal damarlar ve toplarda­marlardan meydana gelmiştir.
Kalp : Üst kısımda iki kulakçık, alt kısmında iki karıncıktan oluşur. Kalp dıştan içe doğru perikard, miyokard ve endokard tabakalarından olu­şur. Endokard epitel dokusundan meydana gelen kaygan bir tabakadır.Miyokard kaslı bir tabakadır.Karıncıklarda miyokard daha kalındır.Aort damarı kalpten çıkınca koroner damar aorttan ayrılarak kalp dokularını besleyecek besin ve oksijenli kanı taşır. Kalp kasları çizgili kaslar gibi miyofibrillere sahip, işleyiş bakımından düz kaslar gibi otonom sisteminin kontrolündedirler. Perikard bağ doku­sundan meydana gelen iki katlı bir zardan oluşur, iki zar arasında bir sıvı bulunur. Bu sıvı kalbin rahat çalışmasını sağlar.
Kalbin Çalışması : Kalbin çalışması kulakçık ve karıncıkların kasılıp (sistol) gevşemesi (diyastol) ile olur.Kulakçıklar kasılınca kanı karıncıklara pompalarlar. Bu yaklaşık 0,15 saniye sürer. Karıncıklar kasılınca kan atardamarlarla vücuda ve akciğerlere pompalanır.
Karıncıkların kasılması ise yaklaşık 0,30 sn sü­rer. Kalp 0,40 sn dinlenir. Yani bir atış toplam 0,85 sn sürmektedir.

Kalp çalışmasına etki eden faktörler :
a) Sinirler : Otonom sinir sistemine bağlı sempa­tik sinirler kalp kaslarının çatışmasını hızlandırıcı, parasempatik sinirler ise yavaşlatıcı etki ya­parak düzenli çalıştırırlar. Karıncıklarda sempa­tik sinirler çoğunluktadır.
b) Hormonlar : Adrenalin ve tiroksin hormonları kalp çalışmasını hızlandırıcı etki yaparlar.
ATARDAMARLAR : Atardamarların en dışı bağ dokusunun liflerinden ortası kuvvetli düz kas­lardan, iç kısmı ise kaygan endotel dokudan meydana gelmiştir. Kaslar ve bağ dokusu damara esneklik kazandırarak kanın rahat akmasını sağlarlar.
TOPLARDAMARLAR : Atardamarlara naza­ran daha incedirler. Dıştaki bağ doku lifleri az, orta tabakada ise esnek lifler kaybolmuştur. Toplarda­marlar bulunduktan yerin kaslarına yaslanmıştır. Kasların esnemesi toplardamarları daraltarak kanın ilerlemesini sağlar.
KILCALDAMARLAR : Tek sıralı epitel hücrelerinden yapılmış çok küçük çaplı borucuklardır.Besin, boşaltım ürünleri ve oksijenin değişimine uygun yapıdadırlar.
KAN DOLAŞIMI :
Sol karıncıktan çıkan temiz kanın vücuda dağılarak besin ve O2 verdikten sonra sağ kulakçığa dönmesi büyük dolaşımdır.Sağ karıncıktan çıkan kirli kanın akciğerlere giderek temizlenip sol kulakçığa dönmesine küçük dolaşım denir. Kanın atar damarlarda ilerlemesi karıncıkların sıkıştırması ve atardamarların esnekliği sayesinde olur.Ancak özellikle kalbin alt kısımlarından gelen toplardamarlarda kan yukarıya aktığı için zorlukla karşılaşır.
1.Sağ kulakçıkların kanı emmesi
2.Kalbin sürekli kan pompalamas
ı3.Toplardamar içerisinde kalbe doğru açılabilen kapaklar sayesinde kan rahatlıkla toplardamarda yukarı doğru akar.
KAN VE VÜCUT SIVILARI ARASINDA SIVI ALIŞVERİŞİAtardamar ucundaki kılcallarda kan basıncı ozmotik basınçtan büyüktür.Bu yüzden besinli sıvılar kandan çıkarak kılcalların çevresindeki sıvıya, oradan da vücut hücrelerine geçer. Kılcallar boyunca ilerleyen kanın basıncı azalırken, ozmotik basınç toplardamar ucunda kan basıncından büyük olur. Bu esnada da az miktarda besinli sıvı kana geçer.
Doku Sıvısı ve Lenf Sistemi : Kan, kılcal damarlardan geçerken kan proteinleri ve sıvısının bir kısmı damar dışına çıkar. Bu sıvı yeniden kana aktarılmazsa kan sıvısı kısa süre içinde dokular arasında yayılıp kaybolur. Dokular arasına dağılan bu sıvı lenf sistemi ile kana bağlanır. Lenf sistemi, dokular arası sıvı ve akyuvar hücrelerinin içerisinde dolaştığı damar sistemi + lenf düğümlerinden ibarettir.
Lenf Kılcalları : Bir ucu kapalı, diğer ucu lenf toplardamarı ile birleşir. Kapalı olan uçtan dokular,arası sıvı toplayarak lenf toplardamarlarına taşırlar.
Lenf Toplardamarı : Kılcal damarların birleşmesi ile meydana gelirler.Kan
toplardamarına benzer.Lenf damarlarında lenf sisteminin akış yönü kana doğrudur.Vücudun ve başın sol tarafındaki lenfler,lenf sıvısını sol köprücük altı toplar damarına bağlarlar.Vücudun sağ tarafındaki lenf sıvısını da sağ köprücük altı toplardamarına boşaltan lenf toplardamarları vardır.
Lenf Bezleri : Lenf damarlarının yolu üzerinde bulunan lenf bezleri mikroplara karşı akyuvar üretirler.Bu akyuvarlara lenfosit denir.

KAN UYUŞMAZLIĞI



“Kan uyuşmazliği” genel kaninin aksine, kari koca arasinda değil,gebelik döneminde anne ile karnindaki bebegi arasinda söz konusu olabilen normal dişi bir durumdur.hangi kan gruplari arasinda ve nasil bir uyuşmazlik olduğunu anlatmadan önce kan gruplarini tanimlamak gerekir.kanimizda oksijen taşimakla görevli kirmizi kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alindiğinda klasik olarak dört ana grup tanimlanir: a,b,ab ve 0 grubu...bir de “rh” söz konusudur. Birey d proteinine sahipse rh poziti(+), değilse rh(-) olarak ifade edilir.rh(-) kişilerin vucüdunda d proteini hiç yoktur ve bağişiklik sistemi için tamamen yabanci bir maddedir .
aslında kişinin genetik özelliğine göre belirlenmiş, 100’den fazla kan grubu tanımlanmıştır.ancak herkeste tespit edilen, evrensel olarak kabul görmüş, başlica kan gruplari ab0 sistemiyleadlandirilir.bu kan sistemi hem çok alellik hem de eş baskinlik gösteren bir karekterdir.a geni , b geni , 0 geni olmak üzere üç ayri alel genle kalitilir.a ve b genleri 0 genine baskin, kendi aralarinda ise eş baskindir.insanlar bu karakterlerle 6 ayri genotip ve 4 ayri fenotipte olabilirler.her birey iki ayri alel gen taşir.


Çökelme(aglütinasyon):uygun olmayan kan naklinde kan serumunda bulununan antikorlar alyuvarları birbirine yapıştırıp bağlayarak çökelmelerini sağlarlar. Buna aglütinasyon denir.

a antijeni+x antikoru=çökelme
b antijeni+y antikoru=çökelme

Bu çökelme, damarları tıkayabilir.bunun sonucu olarak bireyde ani şoklar ve ölüm görülebilir.



grup
fenotip
genotip
a
a
aa a0
b
b
bb bo
ab
ab
ab






Bu karakter kan alışverişinde etkilidir.uygun olmayan gruplar arasında kan nakli yapılırsa uyuşmazlık meydana gelir.her bir birey asıl(majör) olan a,b,ab ve 0 gruplarından birine sahiptir.kan grupları, kırmızı kan hücrelerinin üzerinde bulunan antijenlere göre belirlenip adlandırılır antijenler, savunma sistemini harekete geçiren proteinlerdir. A grubu sadece a antijenine, b grubu sadece b antijenine,ab grubu ise her iki antijene (a ve b) sahiptir.0 gurubunda ise ne a ne de b antijeni bulunmamaktadır.kan gruplarını daha da özelleştiren diğer antijenlerde vardır. Bunlardan en belirleyici olanı rh faktörüdür.doğum öncesi takibe alınan annenin kan grubunun bilinmesi zorunludur.eğer kanda rh antijeni yoksa rh(-), rh antijeni varsa rh(+) olarak tanımlarız.insanları %85’inden fazlası rh(+) dir.genellikle anne rh(-), baba rh(+) ise gebe kadın rh uyşmazlığı sorunlarına adaydır.anne rh (-), baba rh (+) olduğunda doğacak bebek, mendel kanunlarına göre, babanın genetik yapısına bağlı olarak (heterozigot veya homozigot) %50 veya %100 rh (+) olacaktır.babanın kangrubunu belirleyen genlerin nasıl düzenlendiği günlük araştırmalarda belirlenemediğinden, annenin rh (-) , babanın rh (+) olduğu her durumda (çocuk kan grubu başka bir nedenle belirlenmediği takdirde) genel olarak bilinen, klasik kan uyuşmazlığı veye rh uyuşmazlığı olduğu kabul edilir.



İnsanda kan grupları nasıl belirlenir?

insan kan grupları ave b adı verilen iki farklı yapıtaşının varlığı ya da yokluğuna rh faktörü adı verilen bir kan grubu faktörünün varlığı ya da yokluğuna göre belirlenir.bir insanın hücrelerinde yanlızca a ve b yapıtaşlarından biri ya da bu yapitaşlarinda ikisi beraber bulunabilir, veya bu yapitaşlarindan hiç biri bulunmayabilir.bu olasiklaran her biri için rh faktörünün varliği ya da yokluğu söz konusu olabilir.bu durumda insanlarda a rh(+), a rh(-), b rh(+) , b rh(-), ab rh(+), ab rh(-), 0 rh(+), 0 rh(-) olmak üzere 8 ayri kan grubundan biri bulunur.
bireyin kan grubu anne ve babasından kalıtımla aldığı özellikler sonucu belirlenir.mendel‘in kanunlarına göre rh(+) bir erkek ile rh(-) bir kadından doğacak çocuğun kan grubunun rh(-) olma olasiliği %50‘ ye kadar varabilir.rh uygunsuzluğu yaratan tek durum babanin rh(+), annenin rh(-) olmasidir.
ikiside rh(-) olan bir çiftin hıçbır zaman rh(+) çocukları olamaz.ikiside rh(+) olan bir çiftin hem rh(-) hem de rh(+) çocuklari olabilir.

ab0 gruplarının kalıtımı

ü 0 grubu ile ab gurubu bir çiftin çocukları her zaman ya a ya da b grubu doğar.bu çiftin ab ya da 0 grubu çocukları olamaz
ü 0 grubu ile 0 grubu bir çiftin her zaman 0 grubu çocukları olur.
ü ab ve ab gruplarının birleşmesin den hiçbir zaman 0 grubu çocuk doğmaz.doğan çocuk a , b ya da ab kan grubu olur.
ü a ve b kan gruplarının birleşmesinden a , b , ab yada 0 grubu çocuk doğabilir.
ü ab kan grubuna sahip birisi hangi kan grubuyla birleşirse birleşsin hiçbir zaman 0 kan grubu bir çocuk doğmaz.
ü 0 kan grubu hangi kan grubuyla birleşirse birleşsin hiçbir zaman ab kan grubu çocuk doğmaz.

rh sistemi:


Alyuvardaki antijen
Plazmadaki antikor
Rh(+)
Rh antijeni
Yok
Rh(-)
Yok
Anti rh(+) (anti-d)








1. Kan uyuşmazlığının nedenleri

Kan uyuşmazlığında etkili olan bir çok faktör vardır.öncelikle rh negatif gebenin rh pozitif kanla karşılaşması geliyor.aslında probleme yol açanın babadan rh pozitif kan alan ve anne karnında rh pozitif olan çocuktur.çocuğun çok az miktarda kanı anne karnına geçere, annenin duyarlanmasına neden olur.duyarlanma (immünizasyon) asıl olarak doğum sırasında gerçekleşir,ancak nadiren düşük,küretaj, dış gebelik ve yanlış kan transfüzyonu sonrasıda oluşabilir.


türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde,sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir.akraba evliliklerinin görülmesinin sebepleri arasında genellikle,aileye ait mal varlığının dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak,akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olaması ve karşı cinsle rahat iletişime girmeme gibi nedenler olabilir.akrabalar arasında yapılan evlilige endogami denilmektedir.
akraba evliliğinde kan uyuşmazlığı kan grubu ile ilgili değil kanınızdaki rh faktörü ile ilgilidir.yanlızca kadının rh(-), erkegin ise rh(+) olduğu durumda oluşabilir.kan gruplarının uyuştuğu hallerde doğum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.erkekte buluna rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması anne ile bebek arasında bir kan uyşmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır.

2. Kan uyuşmazlığının tanısında kullanılan yöntemler

Rh(-) anne ve rh(+) baba söz konusuysa,öncelikle annenin immünize olup almadıgının belirlenmesi gerekir.bu da anne karnında rh pozitf eritrositler karşı antikorların bulunup,bulunmadığının belirlenmesiyle mümkün olur.

İndirekt coombs testi ile bu olsıdır:indiret coombs testi pozitif ise antikor var, negetif ise antikor yok demektir.indirekt coombs testi negatif ise ,anne immünize değildir,mevcut gebelik açısından risk taşımaz ve alınması gereken önlem doğum sonrası gebenin duyarlanmasını önlemektir.

İndirekt coombs testi pozitif ise, annenin kanında fetüse zarar verebilecek antikorlar bulunuyor demektir.bu durumda fetüs risk altındadır.yapılması gereken fetustaki kansızlığın derecesini belirleyebilmektir.bunun için,daha önceki gebeliklerin sonuçları dikkate alınarak ve fetüsün ultrasonografi ve doppler ile degerlendirmesi yapılarak kansızlığın derecesi belirlenmeye çalışılır.



3. Kan uyuşmazlıgının tedavisinde kullanılan yöntemler

Kan uyuşmazlığının tedavisinde tanı konulduktan sonrafetustaki kansızlığınderecesi saptanıyor.
Fetusta iler derece kansızlık olduğu düşünülüyorsa,kansızlığın tedavisi olan transfüzyonu uygulaması gerekebiliyor.anne karnındaki çocugun göbek kordonuna,ultrasonografi eşliginde bir iğne ile girilerek kan verilir.(intrauterin kan transfüzyonu)gerekli aralıklarla bu işlem tekrarlanarak,çocuk uygun zamanda doğurtulur.intrauterin kan trasfüzyonu, günümüzde başarı ile uygulanan ve son derece etkili bir tedavi yöntemidir.




4. Kan uyuşmazlığının olumsuz etkileri

Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plesanta aracılığıyla oksijen,karbondioksit ve besiögelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne rh(-), bebek rh(+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz.bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, rh(-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bgışıklık sistemi tamamen yabancı olduğu bir proteinle,’d’ proteini ile tanışır ve ona tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin d proteinini yok etmek üzere ürettiği- o maddeye özgü- sıvısal maddeleri(antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz,tümü yok edilir.bu savaş sona erdiginde geriye ‘anti-d antikorları’ adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duydugunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır.ikinci gebelikte çocuk eğer yine rh(+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan sıvısal maddeler(antikorlar) kolayca plesanta engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar.bebek kırmızı kan hücrelerini yok edilmeye başlar.çocuğun kemik iliği,karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir. Ve eksilen kanı yerine koyar.bu aşırı kırmızı kan hücrelerininyıkımı ve yapımı sürecinde ‘bilirubin’ adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer,annenin karaciğeri tarafından yok edilir.bebeğin karaciğeri henüz bu maddeyi zehirsizleştirecek kadar gelişmemiştir.eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa mahruz kalır, hatta ölebilir.eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir.sorun asıl ozaman belirginleşir.çünkü kan hücreleri hala paçalanmakta,yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır.üstelik açığa çıkan sarı boyar madde özelliğindeki ‘bilirubin’ bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır.kanda belirli bir düzeye ulaşan ‘bilirubin’ göz aklarına,cilde ve sonunda asılzararıı gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilemeyen çocuklarda adelelerin sertleşmesi,zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.

(yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde ‘bilirubin’i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole ışınlar kullanılmaktadır.bebeklerin uygun sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine ‘fototerapi’ denir.yeterli olmadığında bebeğin göbek kordonuna takılan bir sistemle, uygun bir rh(-) kanla ‘kan değişimi’ işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır.)

Fetusun dolaşıma katılan antikorlar, fetusun kan grubu rh(+) ise, eritrositlerinin yıkımına neden olurlar.fetus için sorununana kaynağı eritrositlerin yıkıma uğraması, yani kansızlıktır. Kansızlığın derecesine bağlı olarak fetusta ve yenidoğanda problemler ortaya çıkar. Oluşan tablo,anne karnında çocuğun ölümünden yenidoğan sarılığının oluşumuna kadar geniş bir spektrum oluşturur. Çocukta oluşabilecek problemlerin şiddeti, ortaya çıkan kansızlığın derecesi ile ilişkilidir.

5. Kan uyuşmazlığını engelleme ve korunma yöntemleri nelerdir?


1) rh uygunsuzluğu olan bir çiftin bebeğinde immunize rh uygunuzluğu ortaya çıkmasının engellenmesi mümkündür.bunun için rh(-) kan grubu taşıyan annenin bebeğininrh(+) kan grubuyla ilk karşılaşmasını önlemek gerekir.bu amaçla çeşitli isimlerle piyasada bulunan anti-rh immunglobinleri(antikorları) kullanılır.halk arasında bu ilaçlar ‘uyuşmazlık iğnesi’ olarak bilinir.

2) bu ilaçların içinde rh(+) kan grubuna karşı antikorlar vardır.bu antikorlar daha öncerh(+) kana karışmış rh(-) annelerin ürettikleri antikorların aynısıdır. Bu antikorlar anneye kalça yoluyla enjekte edildiginde anne kanına geçerek tüm rh(+) antijeni taşıyan hücreleri bulur ve anne savunma sistemi henüz rh(+) antijenini görmeden bunları parçalayarak ilk temasını engeller.

3) (anti-rh immunglobulinleri ilk teması her zaman başarılı bir şekilde engelleyemebilirler ancak düzenli antenatal takibe gelen gebelerde . Gebelik haftasında ve doğumdan sonraki ilk 72 saatte olmak üzere toplam iki doz uygulandıklarında ileriki gebeliklerde problem ortaya çıkma olasılıgı binde 1 kadar düşüktür.doğum sonrası tek doz uygulamada başarısızlık oranı %2 ye çıkar.)


· anti-rh antikorları hangi durumlarda uygulanır?

· doğum öncesi hiç antenatal takibe gelmemiş bir rh(-) gebede,baba rh(+) ise doğum sonrası bebeğin kan grubunun (+) bulunması ve drekt coombs ‘un da (-) bulunması durumunda bir doz ilaç ilk 72 saatte kalçadan uygulanır. Burada amaç doğum esnasında bebekten anneye geçen rh(+) antikorların annenin savunma mekanizmasını harekete geçmesini önlemek ve ileriki gebeliklerde daha hızlı cevap vermesine engel olmaktadır.

· düzenli olarak antenatal takiplere gelen gebelerde baba rh(+) ise aylık ıdc incelemesi yapılır 28, haftada ıdc incelemesi negatif ise bebeğin kan grubunun bilinmemesine karşın %80 olasılıkla rh(+) olacagı göz önünde bulundurularak bir doz uygulanır. Doğum sonrası bebeği kan grubu tayini ve dc sonucuna göre ikinci doz uygulanır.

· gebeligin herhangi bir döneminde geçirilen bir vajinal kanamada,düşük tehdidi ve düşükten sonra, gebeliğin kürtajla sonlandırılmasından sonra,amniosentez,plesenta biopsisi yada kordosentez gibi müdahalerden sonra da baba rh (+) ise mutlaka bir doz ilaç uygulanır. Burada amaç bebegin tayin edilemeyen kan grubunun rh(+) olması durumunda rh(-) anne kanında antikor üretimini engellenmektedir.

· baba rh(-) ise herhangi bir rh uygunsuzlugu söz konusu olmadıgından ilacı uygulamak anlamsızdır.

· bebek rh(-) doğmuş ise ilaç uygulanmasını bir anlamı yoktur.

· bebekte direkt coombs(+) bulunursa bu durumda zaten annenin savunma sistemi rh(+) kanla çoktan harekete geçmiştir.ilaç uygulanması anlamsızdır.

· ilk 72 saat içinde mümkün olan en erken saatlerde uygulama yapılmalıdır.72 saat geçtiğinde anne kanı rh(+) hücrelere karşı savunma cevabı oluşturmak için yeterli süreyi bulmuştur.yine enjeksiyon kullanmak anlamsızdır.

· herhangi bir antenatal incelemede ıdc pozitif bulunduğunda immunize rh uygunsuzlugu söz konusudur ve bu durumda tedavi yaklaşımı ayrı bir yön kazanır.

· anti-rh antikorları içeren ilaçlar ısıya ve ışıga karşı duyarlıdırlar.bu yüzden ışıksız ortamda ve buz dolabında saklanırlar ve bir yerden bir yere taşınırken de genellikle buz torbası içinde muhafaza edilirler.


4) gebeliğin başında eşlerin kan grupları tespit edilmelidir.
5) eğer rh uyuşmazlıgı varsa indirekt coombs testi uygun aralıklarla tekrarlanmalıdır.
6) ilk gebelikte 28. Haftada erken korunma iğnesi(rh hiper immün globulin) yapılabilir
Reklam
 
HOŞGELDİNİZ...!!!
 
Tavsiye Edilen Bağlantılarımız
 
Dünyanın En Güncel Teknolojisi Sitesi WwW.DunyaninTeknolojisi.CoM

Kaç Kişi Sitede?
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=